9 Mayıs 2014 Cuma

belgeler isiginda tarihe yolculuk 2 lnt

". KARA PARA asaleti.. ROTHSCHILD "Black Nobility" Venedik 2015 Cizvitler ... "Cambridge Beşlisi veya Cambridge Casus Ağı" diye bilinen grubun en önemli üyesiydi. PHILBY, Cambridge Üniversitesi'nde tarih ve ekonomi tahsili yaparken, Guy Francis de Moncy BURGESS (1910-1963), Donald MACLEAN (1915-1983) ve Anthony F. BLUNT (1907-1983) ile tanıştı... Kaç etti? Evet! Bildiniz dört! Ama bütün tanımlamalarda hep MAHŞERİN 5 ATLISI olarak geçen grupta nedense hep bir kişi eksikti! Kimse onun ismini duymaz ve bilmezdi! Açıklanmazdı! Kimsenin de takılıp merak edeceği düşünülmezdi! Bu grubun 5. üyesi aslında ŞEFİ olan isim LORD VICTOR ROTHSCHILD'ti! Ama bu isimle ilgili bilgi bulamazdınız! Bu BEŞ'linin lideri olan Victor, soykırım zamanında Yahudiler'e yardım edilmesine kesinlikle karşı çıkmıştı! Aile içindeki tartışmalara "Sakın yardım eli uzatayım demeyin!" diye son noktayı koyuyordu! Zaten baktığınızda GAZ ODALARINDA ölen zengin Yahudi de hiç yoktu! İşte geride kalan ZENGİNLERİN ilişkileri hiç bilinmedi! Paranın böyle bir gücü vardı! Ne kadar gizli kapaklı yaşayıp ilerleseler de 8 aile gören gözler için çok ama çok öne çıkıyordu! Warburg , Kuhn Loeb, Goldman Sachs, Schiff ve Rothschild aileleri arasındaki BANKA evlilikleri çok konuşulmaz! Mesela Hamburg'da yaşayan Warburg ailesi Deutsche Bank'ı kontrol eder! Bu isimler arasında muazzam bir ortaklık ağı vardır! Baktığınız her dev şirkette bunların izini bulursunuz! Ancak KAN BAĞI ise hiç konuşulmaz! Hem de hiç! Mesela Deutsche Bank'ı kontrol eden Warburg ailesinden Felix, Jacob Schiff'lerin kızıyla evlidir! GOLDMANLAR'ın iki kızı, tesadüf bu ya, SACHS ailesinin iki genciyle hayatlarını birleştirerek Goldman Sachs'ı meydana getirmiştir! Schiff'ler ayrıca Kuhn ve Loeb ile akrabaydı! Zaten Kuhn&Loeb de evlilik sonucu doğuyordu! Abraham Kuhn ve Salomon Loeb'in kızı bu tohumu atıyordu! Nathan Rothschild de Levi Berent Cohen'in en büyük kızıyla evleniyordu! Cohenler Londra'nın en büyük bankerlerinden biri olup Amerika'da da kök salan bir aileydi! Merrill Lynch'in ÖLDÜRÜCÜ YUMRUĞU olarak bilinen Abby Joseph Cohen ile Clinton'un Savunma Bakanı William Cohen bu aileden gelenlerden sadece ve sadece ikisiydi! OSMANLI'yı yıkmak ve orada bir kontrol kulesi meydana getirmek için İsrail'i de bu aileler kurdu! İsrail'e daha çok göç olması için NAZİLER'e sessiz kaldılar! Devletlerarası oyun kurmak için evliliklere ve güce önem verildi! Kimselerin bilmediği ve onların SİYAH ASALET dediği akrabalık ilişkileri dünyada istediği gibi at oynattı! Peki İsrail'i kuran bu güç orada neredeydi? Bakalım! Baron Edmond James de Rothschild ve James Jacob de Rothschild'in en küçük oğlu Rishon, FİLİSTİN'den toprak satın alan ilk isimlerdi! 125 bin dönüm arazi bir hamlede bunların eline geçti! İsrail'deki bulvarlar, meydanlar, parklar bu ailelerin parasıyla yapıldı! James A. de Rothschild, KNESSET (Meclis) binasını yapıp verdi! Dorothy de Rothschild ise YÜKSEK MAHKEME binasını... Yine Bayan Rothschildler'den biri de YARGI ağının kurulması ve işlemesi için elini cebine attı! İşte bu aile Royal Dutch Shell, Imperial Chemical Industries, Lloyds of London, Unilever, Barclays, Lonrho, Rio Tinto Zinc, BHP Billiton ve Anglo American DeBeers gibi onlarca DEV ŞİRKETİ ve BANKAYI elinde tutuyordu! Petrol, elmas ve altın gibi çok değerli madenler tamamen bunların kontrolü altındaydı! Ve bu isimlerin TÜRKİYE ile ilgili bir planları da vardı! Türkiye'yi son dönemlerde uğraştıran YAPI da bunlarla çok yakından temastaydı! Mavi Marmara saldırısından sonra yapılan "Otoriteye başkaldırmak yanlıştı!" açıklamasındaki OTORİTE bu ailelerdi! Zaten aracılarla devamlı görüşmeler yapılıyordu! Sadece TÜRKLER bunu bilmiyordu! Son dönemdeki en büyük hata olan bu çıkış belki de YAPININ sonunu getirecekti! Çünkü oyunu kuranlar ILIMLI ve HERKESLE konuşabilen, gerektiğinde alttan alabilen İSLAM istediler! Ama bu açıklamayla İSRAİL'i gökyüzüne taşıyan bir mesaj verildi! İşte bu, YAPI üzerinden Ortadoğu'da ılımlı rüzgarlar estirmek isteyen güçlerin istediği ve onayladığı bir şey değildi! 17 Aralık ERKEN FİNAL niteliğindeydi! Kendilerine çok güvendikleri için düğmeye basıldığında sonuç alacaklarını düşündüler! Onların istediği gibi olmadı! Şimdi 10 ülke "Bize gelin! Burada her türlü imkanı size vereceğiz!" diyor! Giderler mi bilmem! Ama isteyenlerin ortak özelliği bu AİLENİN sahip olduğu ülkeler olması! Emeklilik mi verilecek, yoksa yenilenip tekrar gelmesi mi sağlanacak, göreceğiz! Ama OTORİTE'nin tanımından dolayı başlarının derde girdiğini düşünüyorum! İKİ ASIRDIR saman altından su götüren aileler AÇIK vermek istemez! İMPARATORLUKLARININ temelinde bu yatıyor! İsrail'e DOST olduğunu açıkça ilan eden YAPI ile giderler mi merak ediyorum! Sonuçta ortada bir EVLİLİK olmasa da büyük bir ortaklık var! Önümüzdeki günlerde bu bitti mi yoksa tüm hızıyla devam mı ediyor göreceğiz! Çünkü İngiliz arşivlerindeki 100 yıllık plan 2015'te sona eriyor! Onların hesabına göre yeni döneme bir yıl kaldı! Anlayacağınız 2015, hem Kraliçe, hem bu aileler hem de bu YAPI için çok önemli! Kime ne rol verildiğini yakında anlarız! Bakalım bizimkiler için ne düşünülmüş! BEKLEYELİM! Siyah Asalet'in kararını yakında görürüz! “Amerika Fethullah Gülen’i iade eder mi?” sorusuna cevap aranırken, konu, ister istemez Ak Parti iktidarının Amerika - Avrupa ile ilişkilerine gelip odaklanıyor. Oradan yola çıkıldığında da Batı’nın Ortadoğu’da nasıl bir İslam istediğine, Türkiye’nin bu noktada örnek olup olamayacağına, Mısır - Suriye konusundaki Batı tavrına, Türkiye - İsrail ilişkilerinin nasıl seyredeceğine, Batı’nın Ak Parti Türkiyesi’ni dışlayabilme ihtimaline, buna karşılık Ak Parti iktidarının halktaki karşılığının dayanma gücüne vs. geliyor. Şu yukardaki paragrafın her bir virgül arası bir yazı konusunu bünyesinde barındırıyor. İlginç olan bu konuların tamamı şu anda güncel nitelik taşıyor. Ana eksen ise şu: -Ak Parti’nin muhalifleri çoğaldı, Türkiye bu süreçte içerde çok hayati kararlar vermek zorunda ve bunların tamamında Ak Parti’nin, yani Tayyip Erdoğan’ın tercihleri hayati rol oynayacak. Muhalifleri şöyle sıralayabiliriz: Camia. Muhalefet partileri. İş dünyasının TÜSİAD ayağı. Amerika’nın neo-con dünyası öncelikli olmak üzere, onun Obama yönetimini etkileyen uzantıları. Avrupa’da etkili odaklar. İslam dünyasında Amerika - Rusya - Avrupa etkisinin yönlendirdiği epeyce bir alan. Bunlara başkaları da ilave edilebilir. Bunların zaman zaman birbirleriyle buluşup muhalefeti derinleştirdikleri, zaman zaman ayrıştıkları da bir vakıa. Muhalefetin iç ayağının etkinliği sınırlı. Orada iş nihayetinde varıp halkın sandığa yansıyan iradesine dayanıyor ve muhalefet sandıkta karşılık bulamıyor. İç muhalefetin umudunu Ak Parti iktidarının ve özellikle Tayyip Erdoğan’ın “Dışardan dövülmesi”ne bağladığı gün gibi ortada. “Amerika Gülen’i vermez” yargısını paylaşanlar, temelde, “Amerika Ortadoğu’da islami yaklaşımlara yönelik politikasını Erdoğan çizgisinden daha çok Gülen çizgisine ağırlık vererek belirler” görüşünü seslendiriyorlar. Bunda Ak Parti iktidarı ile Obama arasında özellikle Mısır, Suriye ve İsrail politikalarındaki farklılaşmaya işaret ediliyor. Hani şu malum, Amerika’nın stratejik tercihlerinde belirleyici olan “Siyasal İslam” karşısındaki tavır meselesi. Bu noktada “Gülen’in İslamı” denebilecek alan Amerika için “Ilımlı” ve “Tercih edilir” bulunuyor. Burada yine Amerika nezdinde Suudi ve kimi Körfez ülkelerinin temsil ettiği İslam’la “Gülen’in İslamı”nın aynı paralelde gözükmesi Müslümanlar açısından anlamlı olsa bile, Amerikan oportünizmi noktasında anlamlı gözükmüyor. Bir süredir Camia medyası ile, bizdeki “Kadim Batıcılar”ın Ak Parti’ye düşmanlık noktasında üstüste örtüşmesi ilginç bir durum. Bu noktada ABD ve Avrupa’daki karar mercilerinden daha derin bir öfke içinde odduklarını da tespit etmemiz lazım. Daha derin, çünkü söz konusu Batılı odaklar, yine de reelpolitikten hareket ediyorlar ve Türkiye’yi Ak Parti’nin temsil edecek olmasına ve Türkiye’nin dikkate alınması şart olan stratejik gücüne bakıp, ilişkilerin bütün bütün yaralanmamasına çalışıyorlar. Alman Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin bizdeki alım gücünün, Almanya’dakinden daha fazla olması, bizdeki muhalif dünyanın öfkesi ile ilgili. Aynı şekilde Obama’nın Erdoğan’ı arayıp aramamasının bizdeki alım gücü ile Amerika’daki alım gücü arasında bulunan fark da bununla alakalı. Bizde Batı sopası ile iktidar terbiye etmek eski adetlerden. Ama bir şey var ki, o oyunları bozuyor: -Tayyip Erdoğan’ın yürek farkı ve tabii onun halkta oluşan karşılığı. Tayyip Erdoğan’ın yürek farkı derken, bütün bütün gizemli bir alanı devreye soktuğum sanılmasın. Bunun halkta ciddi karşılığı var (8 seçimde ve en son yüzde 45.5 kadar), bizdekiler kolayca ihmal etseler bile, her şeye rağmen “Demokrasi”yi dışlayamayan Batı dünyası bu halk desteğini dikkate almak zorunda kalıyor ve buna ilaveten tabii ki Türkiye’nin bu coğrafya için vazgeçilemezliği yine Erdoğan tarafından etkin bir stratejik güç olarak devrede tutuluyor. Şu ana kadar Erdoğan’a, yani Türkiye’ye diz çöktürülemedi. Belki de tarihin döndüğü bir zamanı yaşıyoruz. Bana göre yaşanması kaçınılmaz olan bir zamanı. Onun için bu tarih dönümünde kimse yanlış yerde durmamalı. 1- 1699 sonrası Osmanlı topraklarına gözünü diken dönemin “emperyalist olma yolundaki” güçleri kaç bölümde analiz edilebilir? 2- Papalık etkisinde olan kara Avrupası ve özellikle reform sonrası bu bütünden kopan İngiltere-Hollanda ikilisi ve özellikle sonrasında tek başına kalarak Amerika kıtası, Hindistan, Çin ve Osmanlı topraklarında oyun kuran İngiliz Aristokrsisi, nasıl analiz edilebilir? 3- Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu hazırlayan Almanya-İngiltere denklemi ve denklem içi çekişme bugün tam olarak “son buldu” denebilir mi? Yoksa hala bu arkadaşlar kendilerini 1839-1923 ve 1923-2003 arasındaki etkilerinde mi görüyorlar! 4- Amerikan iç savaşında “savaşan taraflar” tam olarak nasıl tarif edilebilir? 5- Katolik Avrupa ile Ortodoks coğrafyasındaki ilişkiyi iyi değerlendiren ve bu yolda lehine bir denklem kuran Osmanlı’nın pozisyonu yeniden kazanılabilir mi? 6- Papa liderliğindeki Avrupa’nın Ukrayna’da oynadığı oyun ve Rusya’nın pozisyonu ile Gezi olaylarından itibaren Türkiye’de gelişen süreç ve Mısır’da ortaya çıkan darbe arasında BENZER noktalar nelerdir? Sevgili dostlar, yukarıda sorduğum sorular sonrası ABD-RUSYA denkleminden yola çıkarak daha önce paylaştığım tezimi bir kez daha açarak konuya girmek ve özellikle “BİZİM İÇİN YENİ BATI” sorgulamasını tamamlamak istiyorum... Başlarken bir tespit yapalım: “yeni dünya düzeni ve oluşacak 3 güç odağı” sorgulamamızda çok önemli bir detay var; ortaya çıkan ve artık gözle görülür hale gelen “Türkiye-Avrasya-Ortadoğu” çizgisinin en önemli desteği, yeni düzende de “üç ana merkezden biri olacak” olan Amerika... Daha açık yazayım; Türkiye-Avrasya/Rusya-Ortadoğu denkleminde “önemli ve esnek olacak” özellikle tutumu ile 1800’lerin başından bugüne İstanbul-Moskova çizgisi üstüne oynayan Avrupa’ya karşı duruşumuzu güçlendirecek bileşen Amerika! Obama’nın Amerika’da BAŞKAN seçilmesi, Amerika kıtasında ezilen, sömürülen insanların, İngiliz Emperyalizmi ve bugün devam eden uzantılarına özellikle askeri-endüstriyel güçlere karşı bir başkaldırısı! Bu noktada konuyu açmak ve bir tanımlama yapmak istiyorum; Türkiye-Rusya-Amerika ve Türkiye-Ortadoğu-Amerika üçgenleri genleşme stratejilerimizde temel alacağımız yapılar... Bunun da anlamı çok açık; ne tam olarak Avrasya çizgisinde eriyip “stratejik ortağı” kaybetmek, ne de Amerika ile “4 Temmuz ilişkisine” dönüp ileri bakıp sorgulama yeteneğimizi yitirmek... Hedef “DENGE” konumunda kalarak bağımsız bir şekilde ilerleyebilmek... Yaptığım tanımlamalarda bütün stratejiyi üstüne kurduğum en önemli kavram DENGE ve Türkiye ezilmeden-ezmeden dengeyi kurma şansına sahip birkaç ülkeden biri... Sevgili dostlar, Türkiye zaman zaman “çıkış ve ataklar” yapınca, içeriden yürütülen DENGE politikasını anlayamayanlar ortalığa dökülüyor; vay Türkiye Batı’dan Doğu’ya mı kayıyor? Anlayamadıkları da burası; Türkiye kaymıyor, eksen çizerek yoluna devam ediyor ve BATI ile bağını da güçlendirip daha sağlıklı bir noktaya taşıyor. Bu noktada önemli detay ve soru; BATI neresi veya BATI dediğimizde nereyi işaret ediyoruz? Çok açık yazayım; YENİ DENKLEM içinde Türkiye için YENİ BATI artık tek başına AMERİKA! Avrupa’ya ve üstümüze külfet olabilecek maddi-manevi uzantılarına ihtiyacımız yok. Bana göre YENİ DÜZEN içinde yer alacak “3 GÜÇ” arasında Avrupa zaten yok ve olmayacak... Sonuç: Türkiye yıllarca “BATI’dan kopmayacağım” diye Avrupa ve uzantılarının yükünü, pisliğini, külfetini çekti. Kendini kullandırdı, aşağılandı, hor görüldü. Bugün artık buna ihtiyacımız yok ve en önemlisi YENİ DÜNYA DÜZENİ DENKLEMİ içindeki “BATI” değişkeninde Avrupa diye bir parça da yok ve olması da imkansız. BATI GÜÇ ODAĞI’nı bütün değerleri ile tek başına artık Amerika kıtası temsil ediyor ve bu temsil güçlenerek devam edecek... Daha vurucu şekilde ifade edeyim; YENİ DENKLEMDE Avrupa diye bir bileşen olmayacak! Son söz 1: YENİ DÜNYA DENKLEMİ üç büyük ana bileşenden oluşacak; Amerika Kıtası, Türkiye-Rusya-Avrasya-Ortadoğu çizgisi ve Çin-Hindistan-İran bileşkesi... Bu yapı içinde Türkiye bütün bileşenlerle birlikte olma şansına sahip ve geçmişten getirdiği doku buna müsait. Türkiye için yeni dönemde 4 ana kritik detay var; 1-Amerika ile ana ortaklığı kaybetmeyecek hatta daha da derinleştirecek, 2- Rusya ile yeni denklemi kurmaya devam edecek, 3- ABD-RUSYA-TÜRKİYE denklemini doğru kurgulayacak, 4- Avrupa ile vakit kaybetmeyerek ilişkiyi NORMAL bir düzleme çekip, sabal üyelik üzerinden sömürüye izin vermeyecek... Son söz 2 : Türkiye, gerektiği anda doğru zamanlama ile adımlarını atabilirse, YENİ DÜNYA DÜZENİ ve DENKLEMİ içinde “en noktasına” varabilme potansiyelini taşıyan birkaç ülkeden biri! Bu gerçeği görmek ve gerekli adımların atılmasını sağlamak her Türk vatandaşının görevi! YAZIK OLMASIN binlerce yılın, bu coğrafyanın, bu toprakların hakkına! Önemli not: Alman Cumhurbaşkanı ziyareti sonrası ve sırasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Başbakanı hakkında hakaret ve tehditi aşan yorumlar ve siyasilerin görüşleri Alman basınında ve içerideki Alman sermayeli “malum medya” grubunda yer aldı. Hepsinde aynı cümle vardı; “Türkiye ile AB ilişkisini kopartalım ve hakettikleri yere gönderelim”! İnanın çok üzülürüz! Ve siz hiç merak etmeyin; BİZ HAKKETTİĞİMİZ YERE hızla ilerliyoruz ve artık daha da hızlı koşacağız!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder